Her gün yeni bir ben, her gün yeni bir sen…

“Şu an şaşkınlıklar içerisindeyim…” dedi. “ekibinizden 2, hatta 3 kişinin cevher olduğunu biliyordum, ama şu an tanık olduğum bu diğer 2 kişinin içindeki cevher beni şaşkınlığa uğrattı. Onları hiç fark etmemiştim. Şimdiye kadar görünmez gibilerdi…”

Kaç kişinin içindeki cevheri görebiliyoruz ki şu hayatta? Tepeden akan projeksiyon ışığı misali, sadece üzerine ışık tuttuklarımızı daha net görebiliyoruz. Bakış açımızın darlığı herkesin barındırdığı o güzelim renkleri görmemize yetmiyor, göremediğimiz alanlarda kalanları renksiz zannediyoruz, hatta karanlıkta kimse yok zannediyoruz.  

Peki üzerine ışık tutulan herkeste güzel bir renk görünür mü gerçekten? Ben göründüğüne inanıyorum. Üzerine tutacağınız ışık kabul’se, kişiyi olduğu gibi kabul etmekse, kişiye özenle bakıp güçlü yönünü görmeye çalışıp hele bir de ona bunu yansıttıysanız, prizmadan çıkacak gökkuşağı ile gözünüzün kamaşmasına hazır olun… ne keyiftir o. Her birimizde muhteşem özellikler gizli, bazılarımızın geçmişinde, belki çocukluğunda sıkışmış kalmış, kendisinin bile belki unuttuğu, hayata akıtmadığı güzellikler. O güzellikler karşı tarafta biri onu görürse, kabul ederse, “seni gördüm, ne güzelsin” derse, baraj kapağını yıkan sel suları gibi çağlar ve etrafını şaşkınlıklara uğratır, yukarıdaki örnekte olduğu üzere…

Carl Rogers “Kişi Olmaya Dair” kitabında insanın bir süreç olduğunu anlatır. Uzun zamanlar önceki değil, sabahki Çiğdem şimdi burada değil… Sabah kahvesini içerken dinlediği meditasyondaki özşefkat, şirkete geldiğinde çocuklara yapılan Siber Güvenlik ve Ev Kazaları eğitimi sunulurken balonlarla coşmalarının bulaştırdığı neşe, iş arkadaşının yukarıdaki şaşkınlığının getirdiği yeni farkındalık… tümü yeni bir Çiğdem yarattı. Her an yeni bir kişi oluyoruz. Ne geçmişteki kararlarımızın, ne de geçmişteki yaşanmışlıkların tekrarını beklemek gerçekçi… Evrende hiç bir an tekrar yaşanmıyor. Hepsi biricik. Ofiste yan yana çalıştığınız kişi ile her sabah karşılaşıyorsunuz ya, aslında o dün rastladığınız kişi değil. Dün gece olanlarla değişti. Belki milimetrik, belki dramatik. Ama değişti.

O yüzden güzel her güne, her iletişime, her kişiye beyaz bir sayfa gibi bakmak. Merakla… keşfetmek isteğiyle. Sadece güzel olduğu için değil, gerçek bu, etrafınıza her baktığınızda değişmiş bir şeyler var. Söylemesi kolay, içselleştirmesi zor.

Çevremize her baktığımızda merakla baksak muhtemelen hayatımız ve ilişkilerimiz çok farklı olurdu, çok akışkan ve ilham verici… “Bana kötü davranacağını biliyorum” bakışlarıyla baktığınız kişi size iyi davranabilir mi? “Bana kazık atacaksın biliyorum” şeklinde sorguladığınız kişi “nasıl olsa bana güvenmiyor” hissiyle nasıl davranır? “Kesin hata yapacaksın” duygunuzu alan kişinin yaşadığı stres çalışmasına nasıl yansır?

Karşında “yaptıkların asla affedilmeyecek” duygusunu yansıtan biri olduğunda nasıl davranırsın? Farklı davranmanın anlamı yoksa?

Ya “acaba bugün işini nasıl yapacaksın merak ediyorum” duygusu? O nasıl geçer karşı tarafa?

Seni merakla dinleyen bir yabancıya kendini anlatmak ne güzeldir. Bilmez hatalarını, eksiklerini, ona kendinin en iyi halini anlatırsın, meraklarını, hayallerini… sonra kendin de şaşırırsın. Keşke birbirimize bir yabancıya verdiğimiz alanı verebilsek, her an yeni bir ben olabilme hakkını. Daha iyi bir ben. Yargılayan gözler görmese insan çevresinde, yepyeni bir ben olma cesareti daha kolay gelmez mi? Rollo May, “Kendini Arayan İnsan”da der ki,

“Cesareti salt “kahraman” ve sanatçılara ayırmak, insanoğlunun içsel gelişimine dair ne kadar az şey bildiğimizi gösterir.”

Değişmenin en zor aşamalarından biri karşımızdakileri değişmiş halimize razı etmek… Yeni ben’e göre davranmalarını sağlamak. Ne zordur oturmuş ilişkilerdeki dinamikleri baştan kurmak, ne zordur kendini eski ortamlarda baştan yaratmak. Senden sürekli eski halini bekleyenler varken inançla yeni halini, duruşunu, tavrını korumak… Hatta belki değişmekten zordur… Kendi kararını veren yetişkine dönüşmek mi daha zor bunu ebeveynlerin kabul edip alan açması mı? Konusunda yetkin bir çalışan olmak mı daha zor yöneticinin bunu kabul edip sana yetki vermesi mi? Sağlıklı yemek yemeyi tercih etmek mi zor sana sürekli “sen bayılırsın hadi pizza yiyelim” diyen arkadaşları yönetmek mi? Daha sakin biri olmak mı zor senin öfkeni gazlamayı alışkanlık edinen arkadaşla, o “üf garsona bak bizimle ilgilenmiyor”, “yahu bu çay soğuk mı getirilir” cümleleri eşliğinde huzurlu yemek yemek mi? Kendin ile daha bağlantıda olup duygularını dile getirmek mi zor duygularını dile getirmene alışık olmayanların tepkilerini yönetmek mi?

Şirkette Güvenli Sürüş eğitimi alırken hocamız demişti ki, sizinle trafikte inatlaşıldığında ayağınızı gazdan çekerken “bugün kaç kişinin hayatını kurtardım” diye düşünün… Gaza basmayarak gün içinde saymadığımız kadar çok kişinin hayatını kurtarıyoruz.

Yargılarımızda gaza basmayarak, herkese taze gözlerle bakarak kaç kişinin içsel yolculuğuna destek olabiliriz?

Denemeye davet ediyorum.

Yabancı olun yanınızdaki kişilere. Bir yabancı gibi, yargısız, etiketlemeden dinleyin, görün, projeksiyonun ışığını çevirin üstlerine.

Sonra da olumlu etiketlerde daha cömert olmayı deneyimleyin. Etiketler de matematiğin temel kuralına uyarlar, pozitif taraf arttırdıkça + sonsuza, negatif taraf arttırdıkça – sonsuza yanaşır…

 

Edit: son söz değişim için çabalayanlara ve etrafına kabullendirmekte zorlananlara Cem Mumcu’dan gelsin:

Her gün yeni bir ben, her gün yeni bir sen…’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s